Petrol Sektörüyle İlgili Sık Sorulan Sorular

 

Türkiye’nin bütün komşularında petrol çıkıyor da bizde neden çıkmıyor?

Ülkemizdeki petrol üretiminin tamamına yakını Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden sağlanmaktadır. Bu bölgemiz Alp – Himalaya Dağ Kuşağı’nın hemen güneyinde bulunmakla birlikte onun dışında kalır ve jeolojik olarak Arap Levhası’na dahildir. Ancak bu bölgemiz dahi, jeolojik olarak, Arap Yarımadası’na bire bir benzemez ve o yüzden bizdeki petrol sahaları çok daha küçüktür. Bu nedenle Türkiye’nin özellikle Güneydoğu komşuları (iran, Irak ve Suriye) petrol zengini iken, Türkiye’nin petrol fakiri olması tesadüf değildir. Konunun bilimsel kısmını Prof. Dr. Yücel Yılmaz’ın bir örneği ile daha kolay anlatabiliriz. Yılmaz örneğinde şöyle diyor : “Aslında Türkiye’nin Güneydoğusu ile Irak ve Arabistan yarımadası aynı kıta. Bunu şöyle örnekleyebiliriz: Boydan boya halı kaplanmış bir oda düşünelim. Odanın kapısını açtığımızda ne olur? Halının kapıya yakın olan kısmı kapının açılması ile büzülür ve kıvrılır. İşte halının bu kıvrılmış kısmı Türkiye’nin Güneydoğusu’nu oluştururken, kapıdan uzak kısım ise kıvrılmamış olarak duran Arap yarımadasını oluşturur. Dolayısı ile halının düz kısmında petrol aramak ve üretmek, kıvrılmış kısma göre çok daha kolay olacaktır.”

Gerçekten de tektonik (yer hareketleri) olarak kıvrılmış ve kırılmış olan Güneydoğu Anadolu’da rezervuarlar parçalanmış ve zamanında petrol içeren yapıların daha genç yer hareketleri ile parçalanması,korunaksız hale gelen yapı odaları içerisindeki petrolün kaçmasına neden olmuştur. Sonuç olarak petrol içeren yapılar parçalanarak hacimsel olarak daha küçük hale gelmiştir. Bu küçük yapılar aramacılığı daha zor ve riskli hale getirmektedir.

Irak’ta 1500-2000m derinlikteki Miyosen yaşlı karbonat kayalarından petrol ve gaz üretimi yapılmaktadır. Türkiye’de ise Miyosen yaşlı kayalar yüzeydedir. Irak ve Arap yarımadasında daha az deforme olmuş Kretase ve Paleozoik yaşlı rezervuarlarından ciddi üretim yapılırken, Türkiye’de ise bu rezervuarlar hem çok deforme olmuş hem de çok derine gitmiştir. Dolayısı ile bu rezervuarlar Türkiye’de hem hacim olarak küçük miktarda petrol içermekte, hem de üretim maliyeti yüksek olmaktadır. Genelde küçük ölçekte korunmuş hidrokarbon rezervuarları bulunabilmekte, ancak kısa bir üretim safhasını takiben suya dönüşebilmektedir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki yeni ve daha derin rezervlerin arama çalışmaları devam etmektedir. Bunun dışında, diğer bölgelerimizde ve Alp tektonizması sonrası gelişmiş genç havzalardaki arama çalışmaları da sürdürülmektedir. Fakat şimdiye kadar, Trakya Bölgesi haricinde ümit vaat eden bir keşif yapılamamıştır. Diğer taraftan denizlerimizde, özellikle Karadeniz’de önemli petrol potansiyelinin bulunduğu tahmin edilmektedir.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de petrol arama faaliyetleri, riskli ve pahalı yatırımlardır. Arama yatırımlarının riskli olmasını açılan kuyulardaki başarı oranı ve bulunan sahaların büyüklüğü belirlemektedir.

Yapılan arama faaliyetleri genel olarak Güneydoğu Anadolu bölgesi ile Trakya’da yoğunlaşmıştır. Petrol oluşumuna elverişli diğer havzalarda da arama faaliyetleri umutlu alanlara kıyasla az olmakla birlikte sürdürülmekledir. Devlet adına müsaade, arama ruhsatnamesi ve işletme ruhsatnamesi alma hakkına sahip TPAO, petrol ve doğal gazın öncelikle kendi öz kaynaklarımızdan karşılanmasının gerekliliğinden hareketle, tahsis edilen bütçeler dahilinde, hidrokarbon potansiyeli ispatlanmış bölgelerin yanı sıra henüz aranmamış yörelerimizde de imkanlar ölçüsünde faaliyetlerini sürdürmektedir.

Diğer taraftan yurtiçinde arama yatırımlarının arttırılması, risk paylaşımı, know-how, teknoloji, yabancı sermayenin ülkemize transferi amacıyla ve daha geniş alanlarda arama faaliyetlerinde bulunmak üzere; kara alanlarının yanısıra denizlerde de faaliyetlerde bulunmak üzere yabancı petrol şirketleri ile “Ortak Petrol Arama” anlaşmaları yapılmaktadır.

Türkiye petrol denizi üzerinde mi?

Türkiye petrol denizi üzerinde değildir. Ancak bu tespit “arama yapmayı bırakalım” anlamına gelmemektedir. Mevcut arama alanlarında aramacılığa devam ederken, Türkiye’nin aranmamış kısımlarına ve denizlere de ayrı bir önem vermek gerektiğinden, ülkemizde de faaliyetler bu alanda yoğunlaştırılmaktadır.

Türkiye de petrol varmış ama yerin 6000-7000 metre altındaymış !

Şimdiye kadar arama yapılan kara alanlarında böyle bir durum ile karşılaşılmamıştır. Ancak bu uygun petrol sistemi varlığında bu derinlikte hidrokarbona rastlanmayacaktır anlamına gelmez. Burada önemli olan 6-7 bin metreyi geçince her yerin petrol kaynadığı iddiasıdır ki hiçbir bilimsel temele dayanmamaktadır. İster 700 metre ister 7,000 metre olsun, bir kuyunun açılması bilimsel verilere bağlıdır. Elinizdeki veriler sizi yerin altındaki hangi noktaya yönlendiriyorsa oraya ulaşmaya çalışırsınız. Üstelik TPAO 2009 Temmuzunda Yuvaköy-1 kuyusu ile 7,216 metreye ulaşan sondaj gerçekleştirmiş, bu kuyu dünyanın o zaman için en derin 46.kuyusu olmuştur. Yani bizde derinlere inebilecek sondaj teknolojisi de mevcuttur.

Bir Kuyu Neden Açılır?

Bir yerde kuyu:

a) Bilgi eksikliğini gidermek için (istikşaf kuyusu)

b) Yeni saha bulmak için (arama kuyusu)

c) Bulunan sahanın sınırlarını görmek için (Tespit Kuyusu)

d) Üretim yapmak ve yapılan üretimi arttırmak için (Geliştirme ve Üretim Kuyuları) açılabilir.

Arama kuyuları, petrol sisteminin bulunduğu (kaynak kaya, rezervuar kaya ve örtü kaya) havzalarda petrolü içinde barındırabilecek bir yapı tarifi yapılırsa o yapıyı test etmek için açılır.

Açılan her kuyudan petrol çıkar mı?

Açılan her kuyuda petrol çıkar diye bir şey söz konusu değildir. Kuyular çok değişik amaçlar için açılabilir. Bazen sadece çalışılan bölgeyi jeolojik olarak daha iyi anlayabilmek için kuyu kazılır. Bu tip kuyular istikşafkuyusu olarak isimlendirilir. Bir kuyuda petrol keşfi yapıldıktan sonra, petrolün yayılımını görmek için tespit kuyuları açılabilir. Bu kuyular muhtemel üretim sahasının kenarına yakın yerlerde açıldığı için, petrol yerine su alma ihtimali de oldukça yüksek olur. Hatta üretim sahasının içinde bile normal şartlarda görünmeyen küçük bir fay veya içinde petrol barındıran jeolojik birimin ani son bulmaları petrol yerine su alınmasına sebep olabilir. Petrol sisteminin bulunduğu (kaynak kaya, rezervuar (hazne) kaya ve örtü kaya) havzalarda bir yapı tarifi yapılırsa, o yapıyı test etmek için kuyu açılabilir ki bu tip kuyular arama kuyusu olarak isimlendirilir. Ancak burada da göçyapı ilişkisi iyi kurulamadığı takdirde, boş kuyu açma olasılığı ortaya çıkar. Birçok bilinmeyeni olan bir ortamda boş kuyu açmak şaşılacak bir durum değildir. Günümüzde gelişen arama, sondaj ve bilişim teknolojileri ile artan görüntüleme olanakları, açılan boş kuyu oranlarında dramatik bir düşüşe sebep olmuştur.

Petrol kaynakların çıkarılmasını ve işletilmesine etki eden faktörler nelerdir?

Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizdeki petrol faaliyetlerini etkileyen bazı faktörler vardır.

1-Jeolojik bakımdan ümitli alanların varlığı,
2-Üretilecek petrolün maliyeti,
3-Dünya petrol piyasasında fiyatların dalgalanması,
4-Yatırım teşviklerinin mevcudiyeti,
5-Toplam vergi yükü(devlet hissesi,gelir ve kurumlar vergileri),
6-Sermaye transferlerinin serbestliği,
7-Bürokrasinin işleyişi ve mevzuatta kolaylık,
8-Ülkedeki istikrar.

Ülkemizde petrol yataklarının rezervleri ne kadardır? Bu yataklar nerelerde bulunmaktadır? Yıllık petrol üretimimizin ne kadarı yerli ne kadarı yabancı şirketler tarafından yapılmaktadır?

Ülkemizde bu güne kadar keşfedilmiş ham petrol sahalarının 2010 yılı sonu itibariyle toplam kalan üretilebilir rezervi 43.138.085 metrik tondur. Ham petrol rezervlerinin; % 98,60’ı Güney Doğu Anadolu bölgesinde,% 0.55’i Ege Bölgesinde, % 0.51’i Marmara Bölgesinde ve % 0.34’ü ise Akdeniz Bölgesinde bulunmaktadır. Ham petrol Rezervleri; Güney Doğu Anadolu bölgemizde, Batman, Diyarbakır, Adıyaman ve Mardin illerimizde yoğunlaşmış olup, Marmara bölgesinde Kırklareli ve Akdeniz bölgesinde ise Adana illerimizde küçük rezervler bulunmaktadır.

2010 yılı sonu itibariyle kalan üretilebilir doğal gaz rezervlerimiz 6.225.899.007 m3 dür. Doğal gaz rezervlerimizin % 51.81’i Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki Diyarbakır ve Mardin illerinde, % 37,89’uMarmara bölgesindeki Tekirdağ, Kırklareli ve İstanbul illerinde, % 10,30’u da Kardeniz Bölgesinde Akçakoca açıklarında denizde yer almaktadır.

2010 yılı içinde 2.497.022 metrik ton ham petrol üretimi ve 725.984.564 m3 doğal gaz üretimi yapılmış olup, ham petrolün % 75’i yerli, % 25’i yabancı; doğal gaz üretiminin ise % 45’i yerli, % 55’i yabancı şirketler tarafından gerçekleştirilmiştir.

Yabancı petrol şirketleri, aradıkları her yerde petrolü rahatlıkla bulabiliyor mu?

Petrol aramacılığının gizlisi saklısı kalmadı. Tüm şirketler aynı yöntemleri kullanarak petrol arıyorlar. Dolayısı ile yabancı petrol şirketlerinin aramacılıkta daha başarılı olduğu çok da doğru bir değerlendirme değildir.

Sismik cihazlar petrolün tam olarak nerede olduğunu gösterir mi?

Sismik cihazlar aracılığı ile toplanan sismik veri uygun şekilde işlenirse, özellikle doğalgaz söz konusu olduğunda direk hidrokarbon göstergeleri ile aramacılara yardımcı olur. Petrol konusunda ise bölgede işleyen bir petrol sistemi varsa, sismik veri petrolü içinde barındırabilecek yapıları tariflemek için kullanılır.

Uydular ile uzaydan, nerelerde petrol olduğu kesin olarak tespit edilebiliyor mu?

Sadece uydu görüntüsü ile “işte kuyuyu tam buraya açalım” denemez. Uzaktan algılama yöntemleri ile yüzeyde bir petrol sızıntısı veya hidrokarbon emareleri varsa onu görmek mümkün olabilir. Petrol sızıntısı, işleyen bir petrol sisteminin bir göstergesidir ve aramacılara söz konusu bölgeye daha dikkatli bakmalarını söyler.

Bir kuyu, petrole rastlansa dahi hangi gerekçelerle terk edilir?

Kuyuda petrole rastlansa bile, kuyuya yapılacak olan üretimin ekonomik olmamasından dolayı ya da rezervuar kısıtlılığından dolayı kapatılabilir.

Petrol aranması büyük mali yatırım gerektirdiğine göre alınan risk katlanılmaya değer midir?

Petrol aramacılığında 10 kuyudan 1’inde keşif gerçekleştirilmesinin başarı kabul edildiği ve 2000 metrelik bir kuyunun ortalama 2 milyon ABD Dolarına mal olduğu göz önüne alınırsa, bu tip yatırımların büyük risk oranı taşıdığı ortaya çıkar. Ancak bu risk, ekonomik keşif halinde büyük karlılık içermesi nedeniyle katlanmaya değerdir. Bu nedenle, bir kuyu açılmasına karar verilmeden önce, sondaj maliyeti, işletme giderleri ve elde edilebilecek olası rezerv miktarlarına göre ekonomik değerlendirme çalışması yapılmakta ve bu çalışmanın sonucunda, öncelikle Net Bugünkü Değer (NPV) ve İç Karlılık Oranı (IRR) olmak üzere, Geri Ödeme Süresi ve Yatırım Verimliliği gibi kriterler de göz önüne alınmaktadır. Ayrıca sonuçlar duyarlılık ve risk analizleri ile de desteklenerek başarı şansına ve risk edilen yatırım tutarına göre projelere girilmesine özen gösterilmektedir.

Petrol arayan yabancı şirketler petrol bulduğu birçok kuyuyu çeşitli sebeplerle kapattıkları iddia edilmektedir. Hangi gerekçeler ile bu kuyular kapatılmaktadır?

Kuyuların kapatılmasının tek nedeni ekonomik olmamasıdır. Bulunan petrol veya gaz gizlenemez. Bazı kuyulardan ilk yapılan testlerde petrol veya gaz gelişi görülebilir. Fakat bu her zaman orada işletilebilir miktarda petrol bulunduğunu göstermez. Ancak üretim testleri olumlu sonuç verirse kuyu üretime konulabilir. İlk testlerde gelen petrol ve gaz çok çabuk bitebilir ve kuyu suya tahvil eder. O taktirde de o kuyu kapatılarak terk edilir.

ABD’li şirketler Güneydoğu’da buldukları petrol kuyularını beton döküp kapattı mı?

Hiç bir şirket ekonomik petrol keşfi yaptığı kuyuyu beton döküp kapatmaz. Kuyular ya ekonomik sebeplerden ya da rezervuar kısıtlılığından dolayı kapatılmıştır.

Kuyulara cıva döküp kapatıyor muyuz?

Kuyulara civa döküp kapatma gerçek dışıdır. Kuyuya ne cıva dökülür ne de güvenli ve ekonomik olduğu sürece kapatılır. Üstelik cıvanın, kuyuya dökmek için çok pahalı bir malzeme olduğunu da belirtmek gerekir. Bir sondaj kuyusuna, çeşitli kimyasallar katılabilir. Bunun amacı,sondajın güvenle ilerleyebilmesi veya üretim fazında üretimin sağlıklı yapılabilmesi olabilir.

Sondaj sırasında kuyunun çökmemesi istenir. Bunun için de muhafaza borusu dediğimiz boru, çimento ile kuyu çeperine sabitlenerek yerleştirilir. Yani her kuyu çimentolanır, ama keşif yapılan petrolü gizlemek için değil…!

Kuyudan basınçlı bir geliş (petrol, yanıcı veya yanıcı olmayan gaz) varsa ve normal çamur ağırlığı ile bu geliş engellenemiyorsa, çamur kademeli olarak daha ağdalı hale getirilerek ağırlığı arttırılıp kuyudan geliş engellenir.Böylece kuyu kontrol altına alınmış olur.

Kontrol edilemeyen kuyu daha büyük felaketlere neden olabileceğinden amaç kuyudan gelişi durdurarak tehlikeyi savuşturmaktır. Eğer kuyudan ekonomik miktarda bir petrol veya gaz gelişi olduğu tespit edilirse kuyunun civarında arama faaliyetlerine devam edilir. Uygun sondaj yeri bulunduğunda yeraltındaki yüksek basınca uygun bir sondaj programı ile hedefe yeniden ulaşılır.

Biz petrolü buluyoruz ancak başka ülkelerin baskısıyla kuyuları kapatıyor muyuz?

Zaman zaman kuyuda petrol veya gaz testi yapıp kapattığımız kuyular olmuştur. Ancak bu ya ekonomik sebeplerden ya da rezervuar kısıtlılığından meydana gelmiş bir olaydır. Diyelim ki yeraltında 100 TL’lik petrol var, ancak bunu çıkarmak için 500 TL’lik harcama yapmanız gerekiyor. Böyle bir durumda işin ekonomikliği ortadan kalktığı için bulunan 100 TL’lik petrolü yerinde bırakırsınız. Bu şartlarda yapılan keşif ekonomik bir keşif olmaz. Ya da petrolü keşfedersiniz ancak rezervuar şartları o kadar kötüdür ki, petrolü içinde barındıran kaya içinde ki petrolü bırakmaz ve kuyudan üretim yapılamaz.Sonuç olarak kuyu “petrol emareli” (ekonomik olmayan miktarda petrol içeren) olarak terk edilebilir.

Ülkemizde petrol aramalarına ne zaman başlanılmıştır? Ekonomimizin ve kalkınmamızın çok önemli temel girdilerini oluşturan petrol ve doğal gazın öncelikle kendi öz kaynaklarımızdan sağlanması amacıyla arama ve üretim faaliyetleri yeteri kadar sürdürülmekte midir?

Ülkemiz petrol aramacılığında; 20 Mayıs 1933 tarihinde 2189 sayılı Yasa ile, “Petrol arama ve İşletme İdaresi” kuruluncaya kadar cumhuriyetin ilk yıllarında ciddi bir faaliyet olmamıştır. İlk olarak Mardin İli’nin Midyat ilçesine bağlı Baspirin bucağı yakınlarında 13.10.1934 ile 15.6.1936 tarihleri arasında BASPİRİN 1 arama kuyusu açılmıştır. 1935 yılında MTA’nın kurulması ile aramacılık faaliyetleri hız kazanmış ve 1939 yılında Raman’da kuyular açılmaya başlanmış ve 1945 yılında ilk petrol keşfi gerçekleştiriliştir. 1954’den sonra petrol faaliyetleri devlet adına TPAO tarafından yürütülmeye başlanmıştır.

Sultan II. Abdülhamid’in yaptırdığı petrol haritasındaki bilgiler doğru mudur?

Haritanın yaptırıldığı dönem göz önüne alındığında, sadece yüzey jeolojisinden bu günkü petrol trendine yaklaşık bir trend yakalanmıştır denebilir. Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve Habip Necip Efendi yönetimindeki araştırma ekibinin çalışmaları ile oluşturulduğu iddia edilen bu harita ve tespit edilen hedef noktalar, teknik yönden bu gün için bir şey ifade etmese de dönemin idarecilerine ışık tutabilecek bir çalışma olduğu aşikardır. Kaldı ki bu tür yüzey jeolojisi çalışmaları o dönemde pek çok batılı devlet tarafından zaten yapıldığı için Sultan II.Abdulhamit’in de bu konuda bilgi sahibi olmak ve memleketin yeraltı kaynaklarına ilgi göstererek bizzat ilgilenmesi ve çaba sarf etmesi takdir edilecek bir durumdur.

Teknik yönden günümüzde bir şey ifade etmemesinin sebebi ise dünyanın en büyük petrol sahalarının olduğu bu coğrafyanın geçen zaman zarfında pek çok kez, daha çeşitli ve daha yüksek teknik imkanlarla derinlemesine araştırılmış olduğu ve araştırılmaya da devam edildiği gerçeğidir. Bu noktada tarihi olarak büyük değer taşıyan bu haritanın, günümüz petrol şirketleri açısından profesyonel bir değerinin olmadığını belirtmekte yarar vardır.

Türkiye Petrolleri A.O.’nın ülkemiz petrol aramacılığındaki yeri ve önemi nedir?

Ülkemizdeki petrol faaliyetleri 6326 Sayılı Petrol Kanunu ile düzenlenmiş olup, anılan kanunun 6. maddesi ile “müsaade, arama ruhsatnamesi ve işletme ruhsatnamesi alma hakkı Devlet adına TPAO na aittir. Bu çerçevede ülkemizdeki arama, sondaj faaliyetlerinde TPAO nın sektördeki büyük ağırlığı açıkça görülmektedir. Örnek olarak, 2010 yılı arama saha faaliyetlerinin %95’i, yapılan sondajların tek başına % 37’si ve yabancı şirketlerle ortak olarak %14’ü ve toplam ham petrol üretiminin % 73’ü, doğal gaz üretiminin ise % 36’sı TPAO tarafından gerçekleştirmiştir.

TPAO, yurtiçi üretimini arttırmak üzere, yatırımlarını; mevcut üretim sahalarının kapasitelerini yükseltmeye ve arama faaliyetlerini yeni alanları da içerecek şekilde arttırmaya yönelik çalışmaları sürdürmektedir.

Petrolde kalite ne anlama geliyor? Bizdeki petroller yüksek kaliteli mi?

Petrolün kalitesi petrolün akıcılığı ile ilgili bir olaydır ve birimi API dır. Kolay akan petrolün API değeri yüksektir. Ağdalı petrolün API değeri düşüktür. Rafineriler genelde düşük API’lı (düşük kaliteli) petrolü, maliyetleri arttırdığı için almak istemezler. Şirketler de bir sahada elde ettikleri düşük kaliteli petrolü başka bir sahadan ürettikleri yüksek kaliteli petrolle karıştırırarak (paçal yaparak) rafinerilerin kabul edebileceği bir petrol kalitesini tutturmaya çalışırlar. Kalitesine göre ham petrolün satış fiyatı da değişir. Ancak bu çok da ciddiye alınacak bir fark değildir. Bizdeki petroller düşük ve orta kalitelidir.

Türkiye’deki tüm petrolü bulup çıkardık mı ki yurt dışında petrol arıyoruz, paramızı harcıyoruz?

Bu soruya en güzel cevap petrol ülkesi olmayan Fransa’nın TOTAL, İtalya’nın ENİ, ispanya’nın REPSOL ve Avusturya’nın OMV şirketleri ile verilebilir. Türkiye gibi petrol ülkesi olmayan bu ülkeler, büyük ölçekli petrol şirketlerine sahiptirler. Petrolün kolayca taşınabilir bir emtia olmasından dolayı yurtdışında ürettikleri petrolü ülkelerine getirerek petrol ihtiyaçlarını karşıladıkları gibi getiremedikleri petrolü ürettikleri yerde satıp, aşağı yukarı aynı fiyattan kendilerine yakın bir petrol üreticisinden petrol satın alma yolu ile yurtdışında ürettikleri petrolü kendi ülkelerine getirmiş olurlar. Hatta, yukarıda ismi zikredilen TOTAL ve ENİ gibi şirketler “yurtdışında kendi ülkelerinin petrol ihtiyacından daha fazla üretim yaparak” ülkelerini net petrol ihraç eden ülke konumuna getirmişlerdir.

Sürekli petrol keşifleri oluyor ama neden hala petrol ithalatımız yüksek?

Petrol keşifleri yapildiği doğrudur. Ana faaliyeti arama ve üretim olan şirketler için önemlidir. Bu tür şirketler varlıklarını sürdürebilmek için ürettikleri petrol kadar rezervi, yapılan keşifler ile yerine koymak zorundadır. Yeraltındaki petrol rezervi bu tür şirketlerin sermayesidir. Ürettiği petrol kadar rezervi yapılan keşifler ile yerine konamıyorsa şirket öz sermayesinden kayba uğramış olur. Sahalar da zamanla yaşlandığı için üretim düşer. Son yıllarda yapılan keşifler, üretimdeki düşme eğilimini durdurmuş ve bir miktar da artış sağlanmıştır.

Ne kadar petrol bulursak akaryakıt fiyatı yarıya iner?

Akaryakıt fiyatları bulunan petrol ile alâkalı değildir. Petrolün uluslararası pazarda satış fiyatı dünyadaki petrol borsalarında belirlenir. Bu baz fiyatın üzerine her ülke kendi mali politikalarına uygun bir vergilendirme uygular. Türkiye’deki yüksek akaryakıt fiyatının önemli bir bölümü akaryakıt üzerindeki vergilendirmedir. Akaryakıt temininde ağırlıklı olarak dışa bağımlı olduğumuzdan, yüksek miktarlarda petrol çıkarıp ihraç eden bazı ülkelerdeki gibi iç piyasada ucuz akaryakıt satışını tercih etmiyor olabiliriz. Çünkü petrol ihraç eden bir ülke ile petrol ithal eden bir ülkedeki akaryakıt tüketimleri ve maliyetlerinin ülke ekonomileri üzerindeki etkileri de farklı olacaktır.

Bir yerde petrol bulunursa oraya hemen rafineri kurulur mu?

Bir yerde petrol bulunursa orada hemen rafineri kurulmaz. Rafinerinin kurulması için rafinerinin işletme ömrünce işleyeceği petrolün kolayca temini gerekir. Bunun için rafineri ya uzun süreli olarak çok büyük bir petrol üretiminin gerçekleştiği yerde ya da petrolün içerden ve/veya dışardan kolayca ve kesintisiz olarak getirilebileceği yerlerde kurulur. Petrol en kolay şekilde yüzen tankerlerce taşındığı için rafinerilerin çoğu deniz kenarında ya da petrol taşıyan boru hatlarının kesişme yerlerinde kurulur.

Arazimde petrol çıkarsa zengin olur muyum?

Arazinizde petrol çıkarsa zengin olamazsınız. Türkiye’de yeraltı zenginlikleri devlete aittir. Devlet dePetrol işleri Genel Müdürlüğü aracılığı ile petrol ve doğalgaz arama ve üretimi ruhsatlarını belirli şartlarda başvurmuş firmalara verebilir. Bu durumda arazi sahibine, ancak kuyunun üzerine oturduğu arazi parçasının kamulaştırma bedeli ödenir.

Bilinen sahaların üretimini arttırmak için ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?

Petrol sahalarımızda üretimi arttırmak amacı ile, dünyada kullanılan bütün bilimsel metotlar ve teknolojik gelişmeler yakından takip edilerek, petrol kuyularının verimliliğinin arttırılması güncel olarak izlenmektedir.

Petrol sahalarımızda üretimi arttırmak amacıyla yapılan çalışmaları iki grupta toplayabiliriz: İlk grupta, kuyu bazında ve kuyunun üretim yaptığı yakın civarındaki formasyonun özeliklerini iyileştirmek amacıyla yapılan, uygulanabilirliği hem teknik hem de ekonomik olarak kolay olan metotlar yer alır. Bunlar kısaca; kuyularda yapılan yeniden tamamlama operasyonları, asitleme, çatlatma operasyonları ve kuyunun verimliliğine uygun pompa tipinin belirlenmesi ve dizayn edilmesi olarak sınıflandırılabilir.

İkinci grupta ise, rezervuar özelliklerini ve rezerv miktarını doğru bir şekilde belirleyebilmek amacıyla detaylı saha çalışmaları yapmak ve rezervuar özelliklerine, rezerv miktarına göre uygun üretimi arttırıcı projelerin geliştirilmesi yer almaktadır. Bu yöntemler; rezervuarlara su, CO2 gazı ve buhar enjekte etmektir. İkincil üretim teknikleri olarak ta isimlendirilen bu metotlarla rezervuara müdahale edilerek, rezervuarın kendi şartlarıyla, elde edilebilecek üretiminden fazlası sağlanmaya çalışılmaktadır. Fakat bu metotların uygulanabilir olması için her şeyden önce ekonomik olmaları gerekmektedir. Çünkü bu tür metotlar büyük yatırımlar gerektiren, uygulanması oldukça pahalı yöntemlerdir.

İkincil üretim metotlarını uygulamak için rezervuarın fiziksel özellikleri ve petrolün özelliklerinin uygun olmasının yanı sıra ekonomik olması için de rezervuardaki yerinde petrol miktarının fazla olması gerekmektedir. Petrol üretim sahalarımıza baktığımızda pek çoğu yerinde petrol rezervi olarak küçük sahalardır.

 

 

Kaynak: Tayland Efeoğlu, “Petrol Efsaneleri”